Bimarhane’nin kuzeyindeki Taçkapı üzerindeki inşa kitabesine göre; 708 H./ 1308 M. yılında İlhanlı sultanı Olcayto Mehmed (Huda-bende) ve eşi İlduz (Yıldız) Hatun zamanında yaptırıldığı söylemektedir. İnşa tarihi Taçkapı ve duvar hücreleri üzerindeki kitabeye göre Bimarhane’ye 1308 yılında yapımına başlandığı ve 1309 yılında tamamladığını söylemektedir. Dârüşşifanın günümüze ulaşmamış vakfiyesinin 712’de (1312) düzenlendiği de bilinmektedir. “Büyük Türk seyyahı Evliya Çelebi Bimarhane’den «Miskinler Tekkesi» diye bahsetmektedir ki; Evliya Çelebi'nin eseri gördüğü sıralarda burasının delilere tahsis edildiği ve bundan dolayı da buraya miskinler tekkesi denildiği zannedilmektedir. Hakikat halde bir tıp medresesi olan eserde tahsil yapmış birçok tıp âlimi ve medresede hocalığa tayin edilmiş tabiplerin bulunduğunu kaynaklardan öğrenmekteyiz. 1693-1708-1747-1800-1809 ve 1815 tarihlerine kadar medrese reisliğine bazı kimselerin tayin edildiği kaydedildiğine göre, XIX. Yüzyıl başına kadar medrese ve şifahane faaliyet halinde bulunmakta idi. Ancak son yüzyıl içinde terk edilerek kendi haline bırakılmış ve harab olmuş eserin, son yıllarda yeniden ele alınarak korunmasına ve imarına çalışılmaktadır. 21 Yapının Yeri Bimarhane Amasya il merkezinde yer alır. Konum olarak ise medresenin güneyinde Mehmet Paşa Caddesi, batısında Sabuncuzade sokak, güneyinde Atatürk caddesi, doğusunda Habibe sokak bulunmaktadır. Eski adıyla Yâkutiye mahallesinde, Samsun Bağdadi Caddesinde üzerindedir. Yeşilırmak’a paralel olarak uzanan cadde kenarında medrese plan şemasında inşa edilmiştir. Yapının Banisi Dârüşşifanın portali üzerinde portal nişini üç yönde tek satır halinde dolanan Arapça kitâbesinden, yapıyı 708/1308-1309 tarihinde, İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcaytu Mehmed Han’ın karısı İlduş Hatun’un kölesi olan Anber b. Abdullah ile Anadolu Emîri Ahmed Bey’in inşa ettirdiği söylemektedir. Ancak yapının mimarı hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Kitabesinin Türkçesi: “Bu mübarek Darüşşifayı büyük sultan, dinin koruyucusu ve dünyanın zafer sahibi Olcayto Mehmet Han’ın – Allah onun saltanatını baki kılsın – Saltanatı döneminde ve büyük melike İlduş Hatunun – Allah onun hamiyetini yüceltsin – ilk günlerinde, zayıf kul Amber bin Abdullah yaptırdığı için Allah onu başarılı ve saltanatını yüce kılsın. Allah onun hayrını kabul etsin. Anadolu emiri. Tarih H. 708 (1308 M.) Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi Rehberlik Notu Müze Hakkında Genel Bilgi ve Taç kapı Şu anda 800 yıllık mimarisiyle Anadolu ve Avrupa’daki ilk akıl hastanesinde bulunmaktasınız. Müzemizin asıl ismi Bimarhane’dir, Amasya Darüşşifası, Amasya Tımarhanesi olarak anılmış, bilinen bir diğer ismi de Anber Bin Abdullah Şifahanesidir. Kitabesinde ilgilere dayanarak 1308-1309 yılında İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcayto Han döneminde eşi Yıldız Hatun’un kölesi Anber Bin Abdullah’ın inşa ettirdiği düşünülmüştür. Yapılan araştırmalar sonrası 1308 yılında Amasya’ya gelen İlhanlıların bu kadar kısa sürede bu yapıyı inşa edemeyecekleri anlaşılmış ve bu yapının Selçuklu Sultanı I. Alâeddin (Keykubat) döneminde 1222-1237 yılları arasında yapıldığı düşünülmüş olup Osmanlı arşivlerinde Sultan Alâeddin Darüşşifası olarak geçmektedir. 22 Ortaçağ Anadolu süsleme sanatında taş işçiliğine oldukça önem verilmekteydi. Amasya Bimarhane taç kapısı Anadolu’nun süsleme sanatı açısından çok önemli bir yere sahiptir. Mukarnas kavsaralı taç kapıda kenar bordürlerinde geometrik geçmeler, yıldız motifleri, bitkisel rumi, lotus, palmet ve sülüs hatta yazılmış süsleme unsurları görülmektedir. Taç kapı birbirine geçmeli taşlardan oluşur, bunun sebebi ise Amasya’nın birinci derecede deprem bölgesinde olmasıdır, herhangi bir sarsıntı anında yapıyı sağlam tutmak amacıyla bu şekilde yapılmıştır. Kilit taşı üzerinde; ayakları üzerinde çömelen insan figürlü bir kabartma görüyoruz. Sabuncuoğlu Salonu İlk yapıldığı dönemde burası sadece akıl hastanesi ve şifahane olarak kullanılmış, ,Osmanlılar zamanında Sabuncuoğlu Şerafeddin ile cerrahi niteliği kazanmıştır. Sabuncuoğlu Şerafeddinden bahsetmek gerekirse; 1385 yılında Amasya’da doğmuş, öldüğü tarih olan 1470 yıllarına kadar Amasya’da yaşadığı tahmin edilmektedir. Dedesi Hacı İlyas, babası Ali Çelebidir. Dedesi; Sultan Çelebi Mehmet döneminde hekimik yapmış, kendisi ise Fatih Sultan Mehmed dönemini Amasyadaki başhekimidir. Cam fanuslarda 172 adet Sabuncuoğlu Şerafeddin’in kullandığı aletlerin tıpkı imitasyanları bulunmaktadır. Aletlerin sap kısmı birbirinden farklıdır. Bunun sebebi o dönemde ameliyattan anlayan yardımcısı bulunmuyor ve ameliyata tek giriyor ve aletleri daha kolay tanıyabilmek için bu şekilde aletleri birbirinden ayırabiliyordu. Burada Sabuncuoğluna ait iki önemli kitap bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi 83 yaşında yazmış olduğu “Cerrahiyyetül Haniyye” adlı kitabıdır. Kitabın önemli özelliği hem minyatürlü bir anlatım olması hem de Türkçe yazılmasıdır. Hangi ameliyatın nasıl yapıldığı, hangi aletlerin kullanıldığını hem görsel hem de yazılı olarak bizlere aktarır. İkinci kitabı ise 85 yaşında kaleme aldığı “Mücerrebname” adlı kitabıdır. Bu eserin konusu ise; ilaçların etkileri, kullanım alanlarına göre yapılmış ve en çok kullanılandan en az kullanılana doğru bir sıra takip edilerek hazırlanmıştır. Yine bu eserde hayvanlar ve insanlar üzerinde ve ya bizzat kendi üzerinde denediği ilaçların hazırlanışını ve kullanılışını açıklamıştır. Eserleri dönemin padişahı olan Fatih Sultan Mehmed için hazırlamıştır. Kitapların bir nüshası İstanbul Milet Kütüphanesinde, bir nüshası Fransa Paris Bibliyoteq kütüphanesindedir. Bu dönemde çok fazla insan yılan sokmasından hayatını kaybediyordu. Sabuncuoğlu Şerafettin bir panzehir geliştirir ve bunu test etmek ister. Zehirli yılanı getirtir ve elini ısırtır. Sonra bu panzehirden şerbet yapıp içer ve yılanın ısırdığı yere panzehirden sürer. Yılan zehrinin vücudunda bir etkisi kalmadığını söyler. Zehri kendi parmağında denemesi onun ilacına ne kadar güvendiğinin ve cesaretinin de bir kanıtıdır. Panzehir tazeliğini ve etkisini ölçmek için bu kez de bir horoz üzerinde deney yapar. Horozun bacağındaki tüylerini yolar ve yılana üç kez ısırtır. Yine panzehirden horoza yutturur ve ısırttığı yere sürer. Hayvanlar üzerinde de etkili olan panzehirin başarısı bir kez daha kanıtlanmış olur. 23 AVLU İlhanlılar zamanında ortada şadırvan usulü bir avlu olduğu bilinir ve etrafında akıl hastalarını oturtup su sesi ile tedavi ederlermiş. Daha sonra Osmanlı zamanında hastalar makamsal müzik ile tedavi edilmeye başlanır. Burada Hanende (söyleyenler), Sazende (çalanlar) olmak üzere haftanın 3 günü hastalara fasıllar verilirmiş. SABUNCUOĞLU KLİNİĞİ Sabuncuoğlu’nun eğitiminin usta-çırak geleneğine göre eğitim aldığı bilinmektedir. Kendisi iyi bir medrese eğitimi aldığı ve 18 medresesi bulunmaktadır. Bir çok yöntemle beraber (cerrahi, kırık-çıkık) hastalarının çoğuna dağlama tedavisi uygulamaktadır. Dağlama tedavisi, tedavi edilecek bölgenin yakarak iyileştirilmesidir. Bu ağrılı işlemlere tahammül edemeyenler için adamotu kökü ve badem yağı karışımı uygulanmıştır. Daha sonra kendi hazırladığı merhemlerle yaranın üzerini kapatarak tedavisini uygulamıştır. Burada ki yardımcısıdır. Hastanın bileğinden nabız atışına göre hastalığın nerede olduğunu anlar ve buna göre tedavi edilirmiş. Bu tablo Sabuncuoğlu’nun yapmış olduğu dokuz yüz mimiğidir. Burada bize ameliyattan önce ve sonra duygularını yansıtmış, aynı zamanda usta bir minyatürcüdür.