Page 326 - 6-8
P. 326

Hüseyin Hüsâmeddîn YASAR
               Amasya Tarihi 9-12. Cilt                                                           Hüseyin Hüsâmeddîn YASAR
                     Sünbül Sinan Efendi-Sinâneddîn Yûsuf
                     Merzifonludur.  Kaya Beyzâde Ali  Çelebi mahdûmudur.  Ceddi  Kaya  Bey Uluborlu
               kasabasından olup Merzifon’da tavattun etmişdi. Sünbül Sinan Efendi hazretleri Merzifon’da
               doğdu.  Amasya’da  Efdalzâde  Mevlânâ  Hamîdeddîn  ve  ba’dehû  Mevlânâ  Müderris  Abdî
               Çelebilerden tahsîl-i ulûm u fünûn [458] etdi.
                     Tedrîse mücâz olduktan sonra tasavvufa meyl edib kibâr-ı Halvetiyyeden Hâce Sultân
               tekkesi  şeyhi  Cemâlîzâde  eş-Şeyh  Cemâleddîn  Mehmed  Çelebi  Halîfe  Hazretlerine  intisâb
               ederek envâ’-ı riyâzât ile tasfiyye-i derûn ve tekmîl etdikten sonra hilâfet-nâme alıp irşâda
               me’zûn oldu.
                     887’de şeyhiyle beraber Hicâz’a gidip avdet etdi. 901’de Cemâlîzâde Mevlânâ Alâeddîn
               Ali Çelebi ile ikinci def’a Hicâz’a gidip şürefâ arasında kıtâl olduğundan Mısır’da kaldı. 902’de
               ba’de’l-Hac Mısır’a avdet ederek orada ikâmet etdi. Celâleddîn Abdurrahmân Süyûtî ve emsâli
               fuzâlâdan hadîs u tefsîr ve sâ’ir ulûm-ı âliyye ahz u tahsîl eyledi.
                     Yirmi yıldan ziyâde Mısır’da kalıp 923’de Sultân Selîm, Mısır ve Hicâz’ı ve Arabistan’ı
               ahz u istîlâ etdikte İstanbul’a gelip Koca Mustafa Paşa tekkesi şeyhi oldu. Koca Mustafa Câmi-
               i şerîfinde tullâb-ı ulûma tefsîr u hadîs okuttu. Nice erbâb-ı hidâyet kendisinden istifâza edib
               936’da dâr-ı kudse intikâl etdi. [459]
                      Âlim, fâzıl, müfessir, ilm-i tasavvufta kâmil, müttakî, gâyet müteşerri’, zâhid, vâ’iz-i
               meşhûr idi. Hulefâ ve mürîdânı çok olup tarîkat-ı Sünbüliyyenin mü’essis ü re’îsidir. Tekkesi
               ittisâlinde bir kubbe-i mahsûsa altında Germiyanlı Ya’kûb Efendi’nin yanında medfûndur.
                     Mecdî  Mehmed  Efendi  “Terceme-i  Şakâyık”da  diyor  ki:  “Sünbül  Sinan  demekle
               meşhûrdur. Gülşen-i tahkîk u tevhîdde onun gibi bir kimse kopmadı ve bitmedi ve ravza-i ilm-
               i tasavvufda ana benzer bir kimse zuhûr itmedi. Fevâtih-i fevâyih-i a’mârında ilm-i zâhirde tâlib
               u râğıb olup fazl-ı vâfir u neyl-i mütevâfir ile meşhûr a’yân-ı insân ve müşârün bi’l-be-nân
               oldu.”
                     Asrının şu’arâsından biri târîh-i irtihâli olmak üzere şu mısra’ı bulmuşdur:
                             “Eyledi bûstân-ı zühdün sünbüli me’vâya azm”
               diğer biri de şu mısra’ı bulmuşdur:
                             “Cennete azm eyledi pîr-i azîz”
                      Şu mısraların her biri ebced hesâbı üzere 936 târîhini göstermektedir.

                     Sünbül Ahmed Efendi-Hâce
                     Amasyalıdır. Genç iken savt ü edâsı gâyet güzel, şûh-meşreb [460] olduğundan Amasya
               vâlîsi Şehzâde Sultân Mustafa’nın bezm-i hâssına dâhil olup hayli servet ü şöhret kazandı.
               Şehzâde-i müşârün-ileyhin 960 senesi şevvâlinde şehâdeti üzerine Müfessir Ahmed Efendi’nin
               halka-i tedrîsine mülâzemet ederek ondan mücâz ve ders-i âm oldu. Bakiyye-i tercemesi (cild
               6, sahîfe 466’da) yazıldı. Oraya mürâca’at.

                     Sünbül Ali Efendi-Sünbül Hâcezâde
                     Amasyalıdır. Tercemesi yukarıda geçen Hâce Sünbül Ahmed Efendi’nin mahdûmudur.
               Hızır Paşa Mahallesi’nde doğdu. Ba’dehû İstanbul’a gidip mâliye kalemine girdi. Orada tahsîl-
               i  ilm  ü  kitâbet  ederek  tefeyyüz  edib  musâhabe-i  şehrîyârî  Amasyalı  Ayşe  Hubbî  Hâtun
               sâyesinde muhâsebeci ve 982’de şıkk-ı sânî defterdârı oldu.
                     Bu  esnâda  Lâlezâr  Mehmed  Çelebi  başdefterdâr  ve  Oğlan  Memî  Çelebi  Anadolu
               defterdârı olduğu münâsebetle şu’arâ-yı asrı arasında hayli mazmûnlu eş’âra yol açtı.
                     Lâle-zârda Oğlan Çelebi ve Sünbül tasvîr edilerek lutefânın tabî’atlarını tahrîke vesile
               oldu. [461]
                     Bir  müddet  mevki’ini  muhâfaza  edib  Hubbî  Hâtun’un  irtihâlinde  ma’zûl  ve  ba’dehû
               Anadolu muhâsebecisi, 1006’da defter emîni, 1011’de Haremeyn muhâsebecisi görüldü. Hayli
               müddet  bu  vazîfede  kalıp  1028’de  Hâce-i  Sultânî  Amasyalı  Ömer  Efendi’nin  himmetiyle
               sâlisen Anadolu defterdârı oldu.


                                                           319
                                                           325
   321   322   323   324   325   326   327   328   329   330   331